Aziz kitabımız Kur'ân-ı Kerim, nüzulünden ahir zamana kadar, tüm insanlığı aydınlatacak, irşad edecek, bilgi ve hikmet öğretecek, her alanda kurtuluşa götürecek bir kitaptır.  Resulullah (sav) kendisi hayatta iken, kendisinden sonra yakın arkadaşları olan sahabeler, onlardan sonra Tabiun hazeratı, müçtehidler ve sonra da onları adım adım takip etmekte olan ilim sahibi, Kur'an insanları bilginler insanlığı irşad etmekte ve etmeye devam edeceklerdir.

"Yahut " Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz diye (Kur'an'ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Kim, Allah'ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalimdir! Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız." (En'âm sûresi, âyet 157)
 
Ancak, nice insanlar tanır, görüşür, konuşuruz ki, sürekli bir bahanenin içerisinde çırpınmakta, bir o yana, bir bu yana debelenip durmaktadırlar!..Çünkü bahaneleri "nereden bilecektik" basit itiraz ve sitemleri ile gündemi meşgul etmektedirler. Suçu, kabahati din adamlarına, kürsü sahiplerine, ehl-i mihraba atarlar.

Halbu ki yüce Allah, aziz peygamber, "din sınıfı" "ulema grubu" "Ehl-i Diyanet" "Din hizmetlileri" vs. diye bir grub vardır beyanında bulunmamış, herkesin, her Müslümanın bilgi, görgü, hikmet sahibi olmasını önermiştir. Lakin, Yahudilik ve Hristiyanlık dininde bir ruhban grubu bulunmakta, Yahudiliği ve Hristiyanlığı onlar iyi bilmekte ve anlamaktadırlar. Maalesef, son zamanlardaki eğri-büğrü düşünce sahipleri, İslam ve Müslümanların da aynı Yahudilik ve Hristiyanlığa benzer bir yapı oluşturmasını, yüce dini onların kendi tekellerine almasını arzu etmektedirler. Şu alıntımız da da bu hususlar vurgulanmaktadır:

"Ancak son yüzyılda İslam'ın siyasi hâkimiyetini kaybetmiş olmasını fırsat bilenler; yada bu fırsatı yakalamak için çalışanlar, istediklerini elde edince mücadele biçimlerini değiştirerek, sureti haktan görünen bir yöntemi işleterek İslam'a karşı İslam'ı kullanmaya başlamışlardır.
Bu konuda İngilizler'in birinci dünya savaşı yıllarında üzerinde ittifak ettikleri "Böl-Parçala-Yönet" projesini ve ABD devlet başkanı Marşal'ın: "Beyler! Sömürü düzeninizi devam ettirmek istiyorsanız sömürü yönteminizi değiştirmelisiniz" sözünü hatırlamak gerekir.
Bu anlayış, her dönemin şartlarına göre uyumlu hale getirilerek, uygulamaya konulmaktadır. Değişen dünya şartlarına paralel olarak İslam yeniden gündeme alınıp değerlendirilmeye tabi tutulunca; Görüldü ki Müslümanların tüm ataletine rağmen, insanların bir çoğu Müslüman oluyor.
Çünkü Komünizm'in ve Kapitalizm'in bunalttığı insanlar bireysel gayretleriyle ulaştıkları İslam'da huzur buluyorlardı. Özellikle Varşova paktının çöküşüyle tek kutuplu hale gelen dünyada ABD imparatorluğundan söz edilmeye başlanmıştı. Bunun ardından Nato'nun varlığının gereksizliği konuşulmaya başlanınca , kapitalist dünyaya yeni bir düşman bulmak gerekti ve bu düşman İslam olarak belirlendi.
Yeterince ses getirmesi için ve gaale alınması, terörle aynı anlama geldiğinin anlaşılması için, kendi imalatları olan El kaide militanlarıyla 11 Eylül eylemini gerçekleştirerek İslam'a fatura edildi. Henüz ikiz kulelerin dumanı üzerinde iken, ABD başkanı tarafından Afganistan hedef gösterildi ve kısa bır zaman sonrada işgal edildi.
Amaçları, Sovyetlerden boşalan zengin enerji kaynaklarına daha yakın olmaktı. Sovyet işgali yıllarında Afgan halkının yanında olmak için (!) gelmişlerdi buraya. Bu ülkeyi sevdiklerini, kalkındırmak istediklerini, bunun için gerekli her türlü desteği vereceklerini vaat ederek.
İşte bu yıllarda bu halkın içinden ileriki yıllarda kullanacakları insanlara ulaştılar. Hem de bu halkın aleyhine kullanmak için. Bunların marifeti dost olarak girdikleri her ülkede yaptıkları iş böyle neticelenmektedir. Bu bir tesadüf olmasa gerek. Aynı şey yıllar sonra Saddam'ın Irak'ının başına gelecekti.
Onun dostu olarak da yanına sokulmuş, İran'a karşı yıllarca savaştırmışlardı. Onca dostluğa (!) rağmen sonuçta Irak'ta ABD tarafından işgal edildi ve bu günlere gelindi. Bütün bunlar olurken kendilerini mazlumların kurtarıcı meleği gibi gösterirken; Müslümanları da insanlığa korku salan terörist olarak göstermeye çalıştılar.
Böylece tüm dünyada İslam terörle aynı kefeye konulmaya, Müslümanlar terörist muamelesi görmeye başladı. Adeta Müslüman'ım demek terörüstüm demek gibi algılanır oldu. Çok geçmeden dünya bunun bir manipülasyon olduğunu anladı. Bu nedenle bu oyunun başını çeken ABD, ne Afganistan'da nede Irak'taki işgal hareketiyle umduğunu elde edememişti."  İktibas, H. Bülbül)

İslam Birliğinin Sağlanması


Başta ABD ve tüm emperyal güçler, tarih boyunca hiç boş durmadığı gibi, günümüz dünyasında da Müslümanlar aleyhine hiç boş durmamaktadırlar. Hatta, yüce Kur'an'a bile el atmaya çalıştıkları bilinen bir gerçektir. Tevrat, İnciller ve Kur'an'dan müteşekkil bir karma kutsal kitap meydana getirme çalışmaları unutulacak, göz ardı edilecek bir vak'a değildir. 

Hal böyle olunca, ülkemizde olduğu, diğer Müslüman ülkelerde de aynı bozgunculuk, fitne çıkarma, Müslümanları ayrıştırma, mezhep kavgaları çıkarma, klik, ekol çatışmaları meydana getirme hareketleri hız kesmeden aynen devam etmektedir. 

Ne diyelim? Müslümanlar sürekli desinler ki : " Nereden bilecektik?" ham hayallerini, bilgisizliklerini, zavallılıklarını devam ettirsinler bakalım!..

İki milyarı geçmiş bir İslam potansiyeli, kurtulmak istiyorsa, kurtuluş umuyorsa, yapacakları bir alternatif bulunmaktadır. " Birlik Olma" düşüncesidir. Çünkü, zamanımız, çağımız, birleşme, dayanışma, bir araya gelme çağıdır. Bir olan İslam, bir olan Kur'ân bunu emretmektedir. Aksi halde, Ebu Hanifecilik, İmam Şafilik, Malikilik, Ahmed Bin Hanbelcilik veya Şiacılık Kur'an'dan üstün tutulursa, ki- tutuluyor- veya bir kısım İslam dışı görüşleri, şeyhciliği, mürşidciliği, müritciliği, tekkeciliği, dergahcılığı veya başka mahfilleri Kur'ân'ın önüne geçirirsek , vallahi, kurtuluş anlarından, zamanlarından uzaklaştığımız anlar, yıllar ve vakitler olacaktır. 

Çünkü, tüm yabancı güçler, İslam'ı içten çökertmek için, bin bir eşit hareket, eylem, işlev peşinde ha bire gündem değiştirmektedirler. Dün başkaydı, bu gün başka yarın başka türlü olacaktır. Dünkü zamanlar da Lawrensler vardı, bu gün başkaları sahnede arzı endam etmektedirler. 

Dün, Vehhabilik, Sünnilik, Şialık vardı, ya bu gün? Işid diye zavallı, türedi, uydurma cahillerin meydana çıkması, kafa, el, kol kesmesi boşuna, sıradan bir olay olmasa gerektir..Rabbim!.. Kur'ân Müslümanlarına yardımını lütfetsin!.. Selam ve dua ile..
Şerafettin Özdemir

Başta ABD ve tüm emperyal güçler, tarih boyunca hiç boş durmadığı gibi, günümüz dünyasında da Müslümanlar aleyhine hiç boş durmamaktadırlar. Hatta, yüce Kur'an'a bile el atmaya çalıştıkları bilinen bir gerçektir. Tevrat, İnciller ve Kur'an'dan müteşekkil bir karma kutsal kitap meydana getirme çalışmaları unutulacak, göz ardı edilecek bir vak'a değildir.

Yorum Gönder

Author Name

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *